Vefasızlar Ekspresi

 

 

Vefa, vefalı, ahde vefa

Yazması da, söylemesi kadar kolaymış

Ama nerdeymiş ! Yokmuş

Mazide mi ne kalmış

Bir zamanlar varmış

Lafının arkasında duran “adamlar” varmış

Öyle sağlanmış ki onların sözü

Kelle pahasıymış

Söz pahalaymış

Öyle herkeste konuşamazmış hani

Ne kadar öz ise söz

Pahası kesifliğinde yatarmış

Bir bilge mi cahil mi bilmem

Demiş “nerde o eskiler”

Doğru da söylemiş

Bilerek ya da bilmeyerek

Hakikaten nerde, Nerede O eskiler

Her eski çürümeye mahkum muydu ki?

Yoksa sadece unutulmaya mı?

İnsan nisyan ile maluldür fakat

Hatırlamayanda hatırlayacaktır elbet

Tozu alınası beklemekli “mazi”‘yi

Nerede o eski dostlar

Kim, neden, nasıl ve ne zaman unuttu?

Geleceğin ta kendisi olan Düşleri

Kim demiş düşlerin gerçeklikte yeri yok diye

Hakikatin temeli düşler değil mi?

Uyandırmayın dedim dedim

Ama artık çok geç

Uyandı bekçisi geçmişin

Dede yadigârı “eski” kılıcı aldı

Eski (!) Kılıçla is olur mu hiç demeden

Başladı deşmeye maziyi derinden

çıktı,  üç beş dost şimdiden

Hani o eski (!) Olanlardan

Pörsümüş yenilerin aksine

Zamanın eskitemediği, saf kan

Damarlar tazelene, biz de ağlaya duralım

Ne yapacaksın,  hayat bu, fani dünya

Göçecek elbet bir gün Ahde vefa

Ve yıkılacak elbet direği göçen meydanlar

Ahdsiz sözde vefa,

Peydah oldu yıkıntıların arasında

Artık kimse tadamayacak

Dürüst dünyanın tadını,

Sadeliğin dertsiz hazzını

Benim için artık çok geç

Ben Bakilere yanarım azizim

Köleliği Hürriyet sanan ahmaklara

Ben gidiciyim elbet,

Ne derler bilirsin

Yolcu yolunda gerek,

Ama var olmalı benim de bir emelim;

Yokluktaki varlığı bulabilmek

Hakikati görebilmek belki,

Geleceğe umutla bakabilmek

Tren kalkmadan kuyruğa varabilmek mesela,

Bu gördüğüm serap değilse eğer

Ufukta bir tren var, bacası dumanlı

Koşmaklıyım “-Yetiş yetişebilirsen-”

Koşuyorum, çünkü muammadır son çağrısı,

Bu eski, köhne,  vefasız trenin …

 

-meczup

Bir Cevap Yazın