Uyutulduğumuz Masallar

Biz küçükken masallar anlatırdı annelerimiz. İyi kalpli güzel
prensesin, kötü kalpli çirkin cadıdan çektikleriyle uykuya dalar,
rüyalarımızda ona ne kadar kötü, ne kadar çirkin olduğunu haykırırdık.
Peki, hiç düşündük mü; iyiler neden hep güzeller güzeli, kötüler çirkinlik
abidesi oluyor? Çirkin bir bedende pırlanta gibi bir kalp olamaz mı, ya da
prensesimiz güzel fakat egosunda boğulmuş, mümkün değil midir?
Hem sonra, hiç aklımıza geldi mi, Uyuyan Güzel’imizin, onu
lanetleyen perisi, tüm perilerin çağrıldığı o büyük kutlamaya davet
edilmediğinde neler hissetti? Hiç onun gözünden baktık mı meseleye?
Hiçbirimiz bilmiyoruz, belki de Pamuk Prenses ‘in kötü, çirkin üvey annesi
Pamuk Prenses ‘in gölgesinde ezildiği için gözünü hırs bürümüştü.
Bilmiyoruz, çünkü düşünmüyoruz. Bize verilmek isteneni alıyor,
ötesini berisini hayal etmiyoruz. Pamuk Prenses ‘in üvey annesini, Uyuyan
Güzel’i lanetleten periyi kötü bilmemizin çok da mahsuru yok elbet.
Fakat biz büyüyoruz. Biz büyüyoruz ve kirleniyor dünya. Hesaplar
derinleşiyor, kötüler artık bir elmadan fazlasıyla zehirliyorlar insanları. Bir
güzelin yüz yıllık uykusundan ziyade savaş meydanlarında binlerce güzel
yüreğin sonsuz uykuya dalışını işitiyoruz artık. Ancak değişmeyen şeyler
de var. Hâlâ birileri, bize olanların bilmemizi istedikleri kadarını gösteriyor.
Hâlâ birileri yaptığı haberlerle, yazdığı metinlerle ya da çektiği filmlerle
bize onun fikrince “olması gereken fikriyatımızı” empoze ediyor. Ve biz bu
tuzağa düşüyoruz. Maalesef her defasında, bilincimize nakış nakış işlenen
düşünceleri alıyor, “bence” ile başlayan cümlelerimize yerleştiriyoruz.
Sizce de bu “masallarla” daldığımız uykudan uyanmanın vakti gelmedi mi?

-Ab-ı Ömür

 

Bir Cevap Yazın