SU DEYİNCE AKAN SULAR DURUR

 

Su üzerine konuşmak istesek nerden başlardık. İsterseniz insanlığın başından başlayalım. İnsanlık tarihine baktığımız takdirde karşımıza medeniyet namına çıkacak olan bütün toplulukların ortak noktalarının en önemlisi sudur. İnsanlık tarihi boyunca şehirler hep su kenarlarında kurulmuş, gerek yaşam faaliyetlerini devam ettirmek amaçlı gerekte ulaşım amaçlı olarak tarih boyunca su, medeniyetin hep vazgeçilmez kaynağı olmuştur. Zaman geçtikçe teknoloji gelişmiş ve yine su aracılığıyla bazı gereçler elde edilmeye başlanmıştır. Önceleri sadece balık tutmak için kullanılan tekneler; sonraki zamanlarda ticaret, ulaşım, savaş ve yakın tarihte turizmin de içinde olduğu bazı alanlarda aktif olarak kullanılmıştır. Kimilerinin karanlık çağ (!) olarak adlandırdığı dünya tarihinin orta Müslümanların ise altın çağında Müslüman bilim adamları suyu kullanarak birçok önemli buluşun altına imza atmışlardır. Bunlardan biri olan Ebül-iz Cezeri su kullanarak çarklı sistemler, su saatleri, şifreli kasalar hatta içerisinde robotların da bulunduğu 60 farklı makinenin mucididir. Suyla kurduğu sistemler büyük bir değişime
uğramadan 18.yüzyıla kadar kullanılmıştır.

Su insanın yaşam kaynağı olmasının yanı sıra safiyetin ve temizliğin de sembolüdür. İslam medeniyetinde suyun her zaman ayrı bir yeri olmuştur. Osmanlı tarihinde sadece insanlara su tedarik
etmek için kurulmuş vakıflar vardır. Aynı zamanlarda gerek Batı gerekte Doğu’da bulunan bazı sözde medeniyetlerin aksine İslam toplumunda suya sımsıkı sarılınmış; suya ve su ile alakalı her şeye ihtimam gösterilmiştir. Herhangi bir yapı yapılacağı zaman Süleymaniye örneğinde olduğu gibi öncelikle hamam veya yapıya uygun olan su temelli yapı inşa edilmiştir.

 

“Allah temizdir, temizi sever” düsturundaki ecdat; şehirlerinde çeşmeler, suyolları, şadırvanlar, hamamlar ve birçok benzer yapıya yer vermiş, suyu baş tacı etmiştir. Hicaz’a giden hacı adayları susuz kalmasın diye hicaz suyolunu bizzat Hanedan ailesi yaptırmış ve nesiller boyu da tadilatını üstlenmiştir. Peki, İslam medeniyetinde su bu kadar önemli iken Batı’da suya verilen değer nasıldı? Nasıl mıydı: İnsanlar pislik içerisinde sürünüyor, salgın hastalıklarla boğuşuyor ve temizliğe değer vermiyordu. Erkekler ihtiyaçlarını ulu orta, hayâdan nasip almadan gideriyor, kadınlar ise tuvaletleri(günümüzde abiye elbise olan zamanın bayan kıyafeti) üzerlerinde iken nerde zuhur bulmuşsa orda ihtiyaçlarını gideriyordu. Aşırı dindar kimseler banyo yapmamayı adet edinmiş hatta bu özellikleriyle övünüyorlardı. Bu konu ile ilgili bir anekdot şöyledir; Bir gün Avrupa’dan Topkapı Sarayı’na bir elçi gelir. Gelen elçi o kadar pis kokmaktadır ki vezirler yanına dahi yaklaşamaz. Saray hizmetkârlarına hamamda yıkatılıp öyle padişahın huzuruna getirilmesi emredilir fakat elçi yıkanmamak üzere direnince yanında bir mektupla geldiği gibi geri yollanır. Tarihte bu ve benzeri anekdotların sayısı çoktur. Sokaklarının pislik götürdüğü Avrupa’da pislikten korunmak için bazı icatlar da yapılmamış değildir. Misal topuklu ayakkabı kadınların ayaklarının batmadan yürümesi için icat edilmiştir.. Bunların aksine suya bu kadar önem veren ecdat suyu önemseyen her medeniyet gibi büyümüş ve gelişmiştir. Zamane sözde medeniyetlerin aksine salgın hastalık gibi pislikten peydah olan şerlerle uğraşmamıştır. Tabi bir müddet sonra suyun değerini anlayanlar da çıkmamış değil. Suyun farkına varanlar coğrafi keşifler yaparak yeni suyolları
bulmuş ve Batı’yı o çürümüş çukurundan bir şekilde çıkarmayı başarmıştır. Suyun gücünü eline alan Batı kısa sürede kalkınmıştır.

Su geçmişte sadece bu amaçlar için de kullanılmamış; suyun insanı derinden etkileyen şırıltısı bazı psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır. Suyun o safiyane derin sesini dinleyen insanın rahatlamaması ne mümkün! Şırıltıyı dinleyen insanlar adeta iç huzura ermişçesine rahatlamış ve içlerindeki kötülükleri suyun temizleyici yüzeyine akıtmışlardır. Su aynı zamanda edebiyatı da etkilemiş, su üzerine kasideler, şiirler yazılmıştır. Su kasidesi bunun en büyük örneğidir. Su, Türk dili kapsamında birçok deyim ve atasözünün de konusu olmuştur. Su sadece varlığıyla bile insana ilham kaynağı olabilecekken, gerek huşu veren görüntüsü gerekse zihni rahatlatan sesi ile insanı alıp diyarlardan
diyarlara taşır ve ona duru bir düşünce ortamı sunarak yazı yazmaya olanak sağlar.
Sözü uzatmaya hacet yok. Şimdi burada suyu anlatmaya devam etmek ister insan lakin her söz sonlanmaya mahkûmdur. Hiçbir kalem sonsuza dek yazmaya yetişmez. Velhasıl su sadece medeniyetin değil mahlûk olan her şeyin kaynağı vasfındadır. Su Allah-u Teala tarafından bizlere sunulan bir lütuftur. Suyun idraki içerisinde olmamız dileği ile selam olsun…

-Bir Dost

Bir Cevap Yazın