KIRMIZI BEGONYA

Taşlı yolda yürüyordu. Kimsecikler yoktu. Yağmur tane tane atıştırıyor, köyün o tarifsiz kokusu,
şehirleşmenin göstergesi olan yolla birlikte arada kalmış bir hava yaratıyordu. Kararsız hava, fikrine de esiyordu. Bir yanı yıllar önce istemeden boşalttıkları evi görmek istiyordu. Diğer yanı korkuyordu,
cesaret edemiyordu. Attığı adımların mesafesi gittikçe küçülüyordu, karar verme zamanını erteliyordu kendince. Sağ tarafında belirdi o heybetli, içi anı kokan ev. Durdu, kaldırdı başını, şöyle bir baktı. Türlü
türlü düşünceler geçti içinden. Gözleri yavaş yavaş duvarlardan yukarı çıktı, yükselen bakışlarıyla anı havuzunda derinlere yüzdü. Balkona ulaştı bakışları. Çıkarken almaya fırsat bulamadığı begonya değil miydi o? Kırmızı kırmızı açardı yazın. Babaannesi küçükken begonyanın çiçeklerini alıp parmaklarına dizerdi. Tırnakları renklenirdi. Oyun yapardı, belki çiçeklerin dokusunu anlaması için bir oyundu bu.
Kadifemsi kırmızı çiçeği ve kuru elde dikensi etki bırakan yaprağı ile bütündü begonya. Babaannesi bunları söylemeden hissettirmişti ona. Dün, başta kadife gibi yumuşacık bir el uzatıyordu. Tuttuğunda ise buruk donuk bir his bırakıyordu içinde. Şimdi de o eve girmesi gerektiği düşüncesi ağır basmıştı. Yöneldi. Kapı kilidini çekti, açtı dış kapıyı. Köy eviydi burası zil mil işlemezdi. Avludaki değişen düzen gözlerine bir garip geldi. Kenara kondurulan çeşmeyi inceledi. Sıralı dizilmiş ayakkabıların sayısının azlığını görünce sevindi. Çünkü onlar dahaçok hak etmişlerdi orda yaşamayı, ev dediğin cümbür cemaat olurdu ona göre. Kalabalık, mutlu günler yaşamışlardı. Merdivene oturup ayakkabılarını bir güzel çözdü. Alışmışlığın verdiği hızla çıktı yukarı. Hiçbir şey aynı kalmamıştı. Duvar rengi, ışıklandırma, halılar… İç kapıyı art arda tıklattı birkaç defa. Kapı bilindik nağmesiyle açıldı hemen. Karşısındaki gözlerdeki bekleyiş parıltısı, konuşmasını harekete geçirmesini söylüyordu. Sahi! ne için gelmişti oraya?
“Affedersiniz ben biraz geçmişimi arıyordum da…”

-Kitapsever

Bir Cevap Yazın