ARZUHÂL

Tutunacak tek bir dalım kalmadı artık. Herseferinde koca bir hiçle döndüm teselli avından. Annem,
kardeşlerim, akrabalarım… Hepsi sustu teker teker, susturuldu.

Ve ben, ne zaman gözlerimi kapatsam; kızıllaşmış çehreler görüyorum. Gözleri kan çanağı,
umutları sönmüş. Dudakları kupkuru, yaprak yaprak soyuluyor susuzluktan. Elleri nasırlaşmış,
vücudu kamburlaşmış insanlar. Burası Halep. Ben Halep’im. Savaşın ta kendisi. İntikam hırsı bürümüş kalpleri. Beynimi sarsanbomba sesleri, kulaklarımda feryat eden bir annenin çığlığı, şehrin uğultusu.Gözümdeki öfke, nefret ve hırs… Sanki hiç dinmeyecekmiş gibi. Bombalarla oyunlar oynayan çocuklar dolduruyor sokakları. Her gün binlerce yaş düşer bu kurak ovaya. Kan çekilir toprağın derinliğine damar damar. Minicik eller semaya açılır ve bir çocuk daha ağlar ölen babasının ardından. Dua eder hiç durmadan. Çünkü el-Âdl ‘a seslendikçe biraz olsun diner
yüreğindeki acı.

Artık ağlayamıyorum. Sadece bakıyorum gökyüzüne. Orası da eskisi gibi değil. Kirli ellerin izi var üzerinde. Çiçeklere bakıyorum, hepsi kan kırmızısı. Sahi, beyaz zambak görmeyeli ne uzun zaman oldu. Ayağa kalkmayalı altı sene oldu. Doğrulamıyorum yerimden. Düşmana bakıyorum. Hainliği görüyorum gözlerinde. Bencilliği kokluyorum o pis nefesinde. Oysa incecik parmaklarım vardı, bembeyaz ellerim.
Kirlendiler sokak sokak…

Biz ölüyoruz, siz duymuyorsunuz!

-Lavinia

Bir Cevap Yazın