HEYHÂT

Ne çok şey susmuşuz hayata, kendimize.. Ne çok kırmışız birbirimizi farkında olmadan. Ne çok uzaklaşmışız dosttan, imandan, umuttan. Oysa dağ yeterdi, deniz yeterdi birbirimizi anlamak için. Ve nereye dönsek orada sanat vardı, orada aşk, orada sadakat…
Peki ya insan? Sâdık mıydı?
Asla!
O, kendini hep en üstün sanırdı. Kördü, sağırdı. Ama esirgemezdi lafını, Allah’a ve mazluma karşı.. Dünya serse önüne bütün güzelliğini, “Bu kadar mı? Daha yok mu?” diyebilecek kadar aç gözlü, alsa Rabb onun elindekileri “Nasıl Allahsın? Bu mu senin kuluna lâyık gördüğün?!” diyebilecek kadar küstah..Oysa ne diyordu O : “Kahrolası insan,ne nankördür!” 80:17
Evet, nankördü o. Kendine, özüne, sözüne nankör. Bir o kadar da korkaktı.Derin bir uykudaydı insan. Silkinmeliydi oysa,uyanmalıydı. Açmalıydı umuda gözlerini,bir görseydi hakikati… Bilakis o, karanlık çukurlara yuvarlanıyordu gün geçtikçe. Gözleri kapalıyken adeta her saniye tekmeydi sırtına… Kurşuna dizilen yürekleri gördüğünde ise ekşitirdi yüzünü. Ve hep bencildi o, sadece kendini düşünürdü.
Demem o ki; unutmuşuz biz asıl kimliğimizi, unutmuşuz vefayı, sevgiyi, sadakati.. Bugün, burada ne kadar susarsak, o kadar çetin vereceğiz hesabını.. Ne kadar çok göz yumarsak o kadar sürükleriz kendimizi karanlığın dibine…
Kalbimin ortadoğusu yanıyor, paramparça. Almış düşman elimden benliğimi, üstüne bir de yakıp yıkıyor. Kırıyor tüm hecelerimden. İçim duman, içim Halep, içim Filistin.

Bir dakika daha susarsam boğulacağım. Ne Eyyûb kadar sabrım var, ne Muhammed kadar merhametim… Bu suskun dünyaya karşı en büyük silahım, kalemim…

“Sen yazmazsan,ben yazmazsam,biz yazmazsak,nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

-Lavinia

HEYHÂT” için 3 yorum

Bir Cevap Yazın